ÜZÜNTÜYÜ BIRAK YAŞAMAYA BAK!.. Çağımızın en yaygın hastalığı olan üzüntüden kurtulmak için yapabileceklerimizi
sitemizde adım adım işlemeye çalışacağız. Bu konuda Amerikalı öğretmen ve yazar Dale
Carnegie'nin 60

yıl önce kaleme aldığı 'Üzüntüyü bırak yaşamaya bak'
isimli muhteşem kitabını rehber olarak alıyoruz. Bu kitaptaki pratik öneriler bizzat
tanıdıklarımız tarafından da uygulanmış ve faydası görülmüştür.
Öneriler,
sihirli bir değnek olmayıp, adım adım uygulanması gereken, aksi halde etkisi olmayacak
önerilerdir. İşin güzel tarafı bu işi beraber yapacak olmamız.
Üzülmeyin, endişelenmeyin!.. Biz buradayız. Takıldığınız yerde, önerileriniz olduğunda
ya da dertleşmek için bize mesaj atabilirsiniz. Web sitemizin güzel
tarafı da bu zaten. Mesaj göndermek için gerekli altyapıyı kurma
çalışması devam ediyor. Kısa zaman sonra hazır olacağını umuyoruz.
Üzüntülerinizden kurtulmak için burada yer verdiğimiz önerilerin tümünü uygulamanız gerekmeyebilir. Belki bir tek öneri bile yetebilir.
Yeter ki siz dikkatinizi toplayın ve istek duyarak uygulamaya başlayın.
DERS - 6: Birinci Bölüme Devam: Üzüntü hakkında
esaslı bilgiler
BÖLÜM 3 : Üzüntü Size Ne Yapar. Üzüntü ile mücadele etmeyi bilmeyen
iş adamları genç ölürler. (Dr. Alexis Carrel)
Geçen akşam komşularımdan biri kapımı çaldı, ailece çiçek aşısı
yaptırmamız için ısrar etti. New York şehrinin her tarafında bunun gibi
binlerce gönüllü kapıları çalıyorlardı. Ürkmüş insanlar aşı yaptırmak
için sıraya girerek saatlerce bekliyorlardı. Yalnız bütün hastahanelerde
değil, itfaiye merkezlerinde, polis karakollarında, büyük fabrikalarda
aşı merkezleri açıldı. İki binden fazla doktor ve hastabakıcı gece
gündüz hummalı bir faaliyetle çalışarak ahaliyi aşıladılar. Bütün bu
heyecanın sebebi? New York şehrinde sekiz kişi çiçek çıkarmış... İkisi
ölmüş. 8 milyona yakın nüfus içinde iki ölüm. Ben otuz yedi seneden
fazla bir zamandan beri New York'ta yaşamaktayım; üzüntü denilen ruhi
hastalığa karşı sakınmamı ihtar etmek için henüz hiç kimse kapımı
çalmadı. Halbuki bu hastalık son otuz yedi sene içinde çiçeğin on bir
misli zarar yapmıştır.
Birleşik Devletlerde şimdi yaşayan halkın onda birinin sinir hastalığına
tutulacağını haber vermek için hiç kimse kapımı çalmadı. Bu olayların
çoğu üzüntüden ve ruhi karşılıklardan hasıl olmuştur. Ben de sizin
kapınızı çalarak size haber vermek için bu bölümü yazıyorum.
Nobel tıp ödülünü kazanan Dr. Alexis Carrel der ki: «Üzüntü ile mücadele
etmeyi bilmeyen iş adamları genç ölürler.» Ev kadınları, baytarlar,
duvarcılar da öyle.
Birkaç sene evvel tatil zamanımı Texas ve New Mexico eyaletlerinde
otomobille gezmekle geçirdim. Yanımda Santa Fe demiryolu hekimlerinden
Dr. O. F. Gober vardı. Resmi unvanı Gulf, Colorado ve Santa Fe
Hastahaneler Birliği Başhekimidir. Üzüntünün tesirlerinden bahsediyordu.
Dedi ki: «Hekimlere gelen bütün hastaların yüzde yetmişi kendi
kendilerine iyileşebilirlerdi, eğer korkudan, üzüntüden kurtulabilseler.
Sakın zannetmeyin ki, hastalıkları hayalidir demek istiyorum.
Hastalıkları şiddetli bir diş ağrısı kadar hakikidir, bazan yüz defa
daha ciddidir. Asabi hazımsızlık, bazı mide ülserleri, kalp
hastalıkları, uykusuzluk, bazı başağrıları. ve bazı çeşit felç gibi
hastalıkları kastediyorum.
«Bu hastalıklar hakikidir. Ben ne dediğimi biliyorum; çünkü kendim on
iki sene mide ülseri çektim.
«Korkudan üzüntü hasıl olur, üzüntü sinirlerimizi gerer, bozar, midenin
sinirlerine tetir eder, nihayet midenin gastrit usarelerini normalden
anormale çevirir, ekseriya mide ülserine sebep olur.»
Asabi Mide Hastalığı adındaki kitabın müellifi Dr. Joseph F. Montague,
aşağı yukarı aynı şeyi söyler: «Mide ülserini yapan sizin yediğiniz
yemek değildir; sizi yiyen şeydir.»
Mayo Kliniğinden Dr. Wi C. Alvarez, der ki: «Ülser ekseriya heyecani
gerginliğin çıkış ve inişlerine göre parlar, yahut söner.»
Bu beyanat, Mayo kliniğinde mide bozukluğundan dolayı tedavi edilen
15.000 hasta üzerinde yapılan tetkiklere dayanmaktadır. Beşte dördünde
mide hastalığının hiçbir fiziki esası yoktu. Korku, üzüntü, kin, müthiş
bir hodgamlık, hakikat alemine İntibak etmiye muktedir olmamaları...
İşte çektikleri mide hastalığı ile mide ülserlerinin başlıca sebepleri
bundan ibaret idi... Mide ülseri sizi öldürebilir. Life mecmuasına göre
öldürücü hastalıklarımız listesinde şimdi bu, onuncudur.
Mayo Kliniğinden Dr. Harold C. Habein ile geçenlerde muhabere ettim.
Amerika Sanayii Hekimler ve Cerrahlar Birliğinin senelik toplantısında
okuduğu rapordaki beyanatına göre ortalama yaşı 44,3 olan 176 iş adamını
incelemiş. Üçte biri hummalı bir hayata mahsus üç hastalıktan birine
tutulmuş: kalp hastalığı, hazım cihazı ülseri, yüksek tansiyon. Düşünün
iş adamlarımızın üçte biri, kırk beş yaşına bile varmadan kalp
hastalığı, ülser, yüksek tansiyon İle vücutlarını harap ediyorlar
Başarının bedelli Fakat başarıyı satın alıyorlar bile denemez; çünkü
işinde ilerlemeyi mide ülseri ve kalp hastalığı ile ödeyen bir insana
hayatta başarılı oldu denebilir mi? İnsan sıhhatini kaybederek bütün
dünyayı kazansa ne faydası olur? Bütün dünyaya sahip olsa bile bir
yatakta yatacak, günde ancak üç öğün yemek yiyecek. Bir rençber bile bu
kadarını yapabilir, belki de büyük bir iş adamından daha rahat uyur,
yemeğini daha lezzetle yer. Doğrusu, ben bir demiryolu yahut sigara
şirketi idare etmeğe uğraşarak kırk beş yaşında sıhhatimi bozmaktansa
Alabama eyaletinde gündüz ekin biçerek, akşam dizine bir banço çalan
rençberlerden biri olmayı tercih ederdim.
Sigara derken aklıma geldi: Dünyanın en meşhur sigara fabrikatörü
geçenlerde Kanada ormanlarında biraz istirahat etmeye teşebbüs ettiği
esnada kalp sektesinden öldü. Milyonlar topladı... altmış bir yaşında
düştü öldü. «İşte muvaffakiyet» dediklerini hayatının birçok senesi ile
ödemiş olması kabildir.
Bence bu sigara fabrikatörü, bütün milyonlarına rağmen benim babama
nisbeten yarı yarıya başarılı olmamıştır:
Missouri çiftçilerinden olan babam, cebinde tek bir dolar olmadığı halde
seksen dokuz yaşında öldü.
Meşhur Mayo Kardeşlerin beyanatına göre, hastahanelerimizde yatan
hastaların yarısından fazlası, asabi hastalıklarla sakattırlar. Maamafih
bu insanların otopsi yapılırken sinirleri kuvvetli bir mikroskop altında
tetkik edilince çoğunun sinirleri Jack Dempsey'inkiler kadar sağlam
görülür. «Asabi rahatsızlıklar» sinirlerin fiziki bir bozukluğundan
değil, yokluk, merak, üzüntü, korku, yenilgi, endişe gibi yersiz
heyecanlardan ileri gelmiştir. Eflatun demiştir ki: «Hekimlerin
yaptıkları en büyük hata, ruhu tedavi etmeye teşebbüs etmeden bedeni
tedaviye teşebbüs etmeleridir; halbuki ruh ve beden birdir ve ayrı
muamele görmemelidir!»
Tıp ilminde bu büyük hakikat kabul edilinceye kadar iki bin üç yüz sene
uğraşıldı. Ancak şimdi yeni bir nevi tıbbı ileri götürmeye çalışıyoruz:
Buna psyhosomatic tıp denilmektedir. Hem ruhu, hem bedeni tedavi
etmekten ibarettir. Bunun vakti çoktan gelmiştir. Çünkü tıp ilmi, fiziki
tohumlardan hatıl olan müthiş hastalıkları, çiçek, kolera, sarı humma
gibi milyonlarca insanı vakitsiz mezarlara süpüren birçok afetleri,
büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Fakat tıp ilmi, mikroptan değil,
üzüntü, korku, kin, yenilgi mesuliyet gibi heyecanlardan ileri gelen
ruhi ve fiziki hasarlar ile başa çıkamamıştır. Bu ruhi hastalıklardan
İleri gelen kayıp felaketli bir süratle yükselip yayılmaktadır.
Doktorların hesabına göre, Amerika'da şimdi yaşıyan insanların yirmide
biri hayatının bir kısmını bir sinir kliniğinde geçirecektir. İkinci
Cihan Harbinde askere çağırılan gençlerimizden altıda biri ruhen sakat,
yahut kusurlu diye çürüğe çıkarılmıştır.
Deliliğin sebebi nedir? Buna hiç kimse tam bir cevap veremez. Fakat
birçok vakalarda korku ile üzüntünün etken olduğu kuvvetle kabildir.
Hakikat aleminin sertliği ile başa çıkamıyan acı çeken ve yorgun bir
insan, çevresi ile her türlü teması keser, kendi kurduğu hususi bir rüya
alemine çekilir, üzüntü meseleleri böylece halledilmiş olur.
Ben bu satırları yazarken masanın üstünde Dr. Edward Podolssky'nin
«Üzüntüden Vazgeç, İyileşirsin» isimli bir kitabı duruyor. Bu kitaptaki
bölümlerden bazılarının başlıklarını şuraya aldım :
ÜZÜNTÜ KALBE NE YAPAR
YÜKSEK TANSİYONU ÜZÜNTÜ BESLER
ROMATİZMA ÜZÜNTÜDEN İLERİ GELEBİLİR
MİDENİN HATIRI İÇİN AZ ÜZÜL
ÜZÜNTÜ NEZLEYE NASIL SEBEP OLUR
ÜZÜNTÜ VE TİROİD
ÜZÜNTÜLÜ ŞEKER HASTALIĞI
«Psikiyatrist Mayo Kardeşlerden» Dr. Kari Menninger de İnsan Kendi
Aleyhinde İsimli aydınlatıcı bir kitap yazmıştır. Öldürücü heyecanların
hayatınıza hakim olmasına müsaade ettiğini zaman kendinize ne
yaptığınızı bu kitapta hayret verici surette açığa vurmaktadır. Kendi
aleyhinize uğraşmaktan vazgeçmek isterseniz bu kitabı alın. Okuyun.
Dostlarınıza verin. Fiyatı dört dolardır. Bu dünyada bundan iyi bir
sermaye elde edemezsiniz.
Üzüntü, en sağlam insanı bile hasta edebilir. Dahili Harbin son
günlerinde General Grant bunu tecrübe etti. Dokuz aydan beri Richmond
şehrini kuşatmakta idi. General Lee'nin aç ve çıplak askerleri
yenilmişlerdi. Birkaç alayın birden askerden kaçtığı vaki oluyordu,
öbürleri de çadırlarında dua etmek üzere toplanarak haykırıyor, ağlıyor,
hayaller görüyorlardı. Netice yaklaşmıştı. Lee'nin askerleri
Richmond'daki pamuk ve tütün anbarlarını tutuşturdular, tersaneyi
yaktılar, gece karanlığında gürleyen alevler ayyuka çıkarken şehirden
kaçtılar. Grant şiddetle kovaladı; o iki yandan ve geriden
Federasyoncuları sıkıştırırken, Sheridan'ın süvarileri önden yollarını
kesiyor, demiryollarını söküyor, levazım katarlarını zaptediyordu.
Grant'ın şiddetli bir başağrısından dolayı gözleri bulanmıştı.
Ordusundan geride kaldı, bir çiftlikte durdu. Hatıratında şöyle hikaye
eder: «Bütün gece ayaklarımı sıcak su içinde tuttum, bileklerime, enseme
hardal yakıları yapıştırdım. Bu suretle sabaha kadar iyileşeceğimi ümit
ediyordum.»
Ertesi sabah derhal iyileşti. Kendisini iyi eden, hardal yakısı değildi.
Bir süvari, caddeden atını koşturarak geldi. Lee'den bir mektup getirdi.
Teslim olmak istediğini yazıyordu.
Grant bu olayı şöyle hikaye etmiştir: «Subay yanıma geldiği zaman hala
başım ağrıyordu, fakat tezkerede yazılı olanları gördüğüm anda
iyileştim.»
Grant'ı hasta eden üzüntü, sinir gerginliği, heyecan olduğu açıktır.
Heyecanları itimad, muvaffakiyet, zafer rengini aldığı anda iyileşti.
Yetmiş sene sonra, Franklin D. Roosevelt kabinesinin Maliye Nazırı Henry
Morgentau, Jr. üzüntüden hastalanıp sersemlediğini keşfetmişti.
Hatıratında kaydettiğine göre, Reis, buğday fiyatını yükseltmek için bir
günde 4.400.000 kilo buğday satın alınca Morgenthau müthiş surette
üzüldü. Hatıratında der ki: «Bu iş devam ederken adeta sersemledim,
öğleden sonra evime gittim, İki saat yatakta yattım.»
Üzüntünün insana ne yaptığını öğrenmek için kitabevine yahut hekime
gitmeğe ihtiyacım yok. Şu kitabı yazmakta olduğum evimin penceresinden
bakarım, civarda gördüğüm iki evden birinde üzüntüden sinir hastalığı
yer etti... Öbüründe bir adam üzüntüden şeker hastalığına tutulmuştur.
Borsa fiyatları düşünce kanında ve idrarındaki şeker yükseldi.
Benim bu komşum borsa işlerini kan dolaşımının içine aldı... ve az kaldı
kendini öldürüyordu.
Meşhur Fransız filozoflarından Montaigne, vatanı olan Bordeax şehrinde
belediye reisliğine seçilince hemşerilerine dedi ki: «İşlerinizi elime
almayı kabul ederim, fakat ciğerlerime değil.»
Üzüntü, sizi romatizma ve artrite uğratarak kötürüm sandalyesine
oturtabilir. Connell Üniversite Tıbbiye Mektebinden Dr. Russel I.
Cecil'in artrit üzerindeki ihtisası dünyaca tanınmıştır. Artrite en
ziyade sebebiyet veren şartlardan dördünün listesini şöyle
düzenlemiştir:
1. Evlilik hayatında felaket.
2. Para felaketi ve keder.
3. Yalnızlık ve üzüntü.
4. Kin.
Tabiidir ki, bu dört ruh haleti, artritin yegane sebepleri olmaktan
uzaktır. Artritin çok muhtelif nevileri var... Bunlar muhtelif
sebeplerden ileri gelir. Fakat tekrar ediyorum, artrite en ziyade sebep
olan şartlar, Dr. Russel L. Geçirin listesindeki dört şarttır. Mesela
bir dostum, İktisadi buhran, esnasında öyle sarsıldı ki, havagazı
şirketi gazı kesti, banka, ipotekli olan evini satışa çıkardı. Karısına
birdenbire pek ıstıraplı bir artrit arız oldu... İlaçlara, perhizlere
rağmen artrit devam etti, ta mali vaziyetleri düzelinceye kadar.
Üzüntü diş çürümesine bile sebep olur. Dr. William I. L. McConigle,
Amerika Dişçiler Birliğinin toplantısında okuduğu bir raporda der ki:
«Üzüntü, korku, taciz edilmek gibi hallerden ileri gelen nahoş
heyecanlar vücudun kalsium dengesini bozarak diş çürümesine sebep
olabilir.» Dr. MacConigle bir hastasını anlattı. Karısına birdenbire
arız olan hastalıktan evvel dişleri mükemmel imiş. Karısı hastahanede üç
hafta yattığı esnada adamcağızın dokuz dişi çürümüş. Bunun sebebi üzüntü
idi.
Tiroidi had faaliyette bir insan gördünüz mü hiç? Ben gördüm ve size
anlatabilirim: Titrer, ürperir, korkudan ölecekmiş gibi görünür, işin
hakikati de böyledir.. Vücudu tanzim eden tiroid guddesinin düzeni
bozulmuştur. Kalbi hızlandırır... Vücudun tamamı, bütün kapakları
açılmış bir kazan gibi alabildiğine yanar. Ameliyat, yahut tedavi
suretiyle önlemezse hasta ölebilir, «yanıp kavrulur.»
Bu hastalığa tutulan bir ahbabım ile birlikte geçenlerde Philadelphia
şehrine gittim. Meşhur bir mütehassısa gittik. Otuz sekiz senedenberi bu
tipteki hastalığı tedavi eden bir doktor. Bekleme odasında asılı bir
levha, nasıl bir nasihati içine alıyordu sanırsınız? Bütün hastaların
görebileceği surette büyük bir tahta levha üzerinde şu sözler yazılı
idi. Beklerken bir zarfın arkasına kopya ettim:
İstirahat ve Eğlence
İnsana en fazla istirahat ve taze hayat veren kuvvetler: Sağlam bir
inanış, uyku, çalgı ve gülmektir.
Allaha iman edin... İyi uyumayı öğrenin... iyi çalgıdan hoşlanın...
Hayatın tuhaf taraflarını görün...
Sıhhat ve saadet size nasip olur.
Doktorun ahbabıma sorduğu ilk sual şu oldu: «Bu hale hangi heyecan
bozukluğu sebep oldu?» Şunu ihtar etti: Üzüntüden vazgeçmezse başka
bozukluklar çıkabilirmiş: Kalp hastalığı, mide Ülseri, yahut şeker
hastalığı. Meşhur doktor dedi ki: «Bütün bu hastalıklar akrabadırlar,
pek yakın akrabadırlar.» Elbette pek yakın akrabadırlar... Hepsi üzüntü
hastalıklarıdır!
Marle Oberon ile görüştüm. Sinema aleminde başlıca sermayesi olan
güzelliğini üzüntünün yok edeceğini bildiği için üzülmekten nasıl
vazgeçtiğini bana şöyle anlattı: «Sinema aktristliğine ilk teşebbüs
ettiğim zaman üzülüyor, korkuyordum. İş aradığım sıralarda Hindistandan
yeni gelmiştim. Londra'da kimseyi tanımıyordum. Birkaç rejisör gördüm,
hiçbiri bana iş vermek istemedi. Elimde biraz para vardı, erimeğe
başladı. İki hafta bisküit ve su ile yaşadım. Üzüntüden başka açlık
çekiyordum. Kendi kendime dedim ki: «Belki aptalsın. Belki sinemacılığa
hiç giremezsin. Tecrüben yok, hiç-bir oyun oynamadın... Güzelce bir
yüzden başka nen var gösterecek?»
«Aynaya gittim, baktım. Üzüntünün yüzüme ne yaptığını gördüm! Buruşmaya
başlıyordu. Tasalı bir hal almıştı. Kendi kendime dedim ki: «Şimdi bunun
önünü alacağım! Halin üzülmeğe müsait değil. Gösterebileceğin birşey
varsa güzellik, onu da üzüntü yok edecek.»
Bir kadını hiçbir şey üzüntü gibi ihtiyarlatıp çirkinleştiremez. Üzüntü,
yüzün ifadesini ekşitir. Çene kemiklerimizi sıkarız, yüzümüz buruşur.
Kaşlar daimi surette çatılır. Saç ağarır, hatta bazen de dökülür. Yüzün
rengi solar. İsilik, iltihap, sivilce gibi her türlü cilt hastalıkları
arız olabilir.
Bugün Amerika'da en çok insan öldüren, kalp hastalığıdır. İkinci Cihan
Harbi esnasında harpte öldürülmüş olanların sayısı üç yüz binden fazla
olduğu halde, o müddet içinde kalp hastalığından ölen sivillerin sayısı
iki milyondur... Bunlardan bir milyonu kalp hastalığının üzüntü ve
hummalı yaşayıştan ileri gelen nev'ine tutulmuşlardır. Evet, Dr. Alexis
Carrel'in «Üzüntü ile mücadele etmeyi bilmiyen iş adamları genç ölürler»
demesinin başlıca sebeplerinden biri kalp hastalığıdır.
Çinliler ve Amerika'nın güney eyaletlerindeki zenciler kalp hastalığının
üzüntüden ileri gelen şekline pek az tutulurlar: çünkü herşeyi sükunetle
kabul ederler. Kalp sektesinden ölen doktorların sayısı aynı hastalıktan
ölen çiftçilerin yirmi mislidir. Doktorlar gergin bir hayat yaşadıkları
için bedelini ödüyorlar.
William James dedi ki: «Günahlarımızı Allah affedebilir fakat sinir
sistemimiz hiç affetmez.»
Size şaşacak ve inanılmıyacak bir durumu söyliyeceğim: Her sene intihar
eden Amerikalıların sayısı en çok görülen beş nevi sari hastalıktan
ölenlerden daha çoktur.
Niçin? Başlıca cevap şudur: «Üzüntü.»
Zalim Çinli derebeyleri, esirlerine işkence yapmak istedikleri zaman
ellerini ayaklarını bağlar, gece gündüz damlayan bir torba su altına
korlardı. Başın üzerine üzerine birer birer düşen su damlaları nihayet
çekiç ile vuruluyormuş hissini verir, insanı çıldırtırdı. Aynı işkence
usulü, İspanya Engizisyonu ve Hitler devrinde Alman temerküz kamplarında
kullanılmıştır.
Üzüntü, suyun mütemadiyen damlaması gibidir; üzüntünün mütemadiyen
damlaması çok kere insanı deliliğe ve intihara sürükler.
Ben Missouri eyaletinde bir köylü çocuğu iken Billy Sunday'in ahiretteki
cehennem ateşlerini tarif ettiğini dinledikçe korkudan ölecek gibi
olurdum. Fakat o, üzüntü çekenlerin şimdi burada karşılaşmaya mecbur
olabilecekleri bedeni ıztırap cehennemini hiç anmamıştır. Mesela sizin
üzüntünüz eskimiş ise, bir gün en işkenceli ağrılara uğrayabilirsiniz:
Angina pektoris.
Evladım: Bu ağrıya tutulursan acı ile feryad edersiz. Senin feryadına
nisbeten Dante'nin Cehennemindeki sesler çocuk oyunu kalır. O zaman
kendi kendine dersin ki «Aman Allah! Aman Allahl bundan bir defa
kurtulsam hiçbir şeye üzülmeyeceğim artık... Hiçbir zaman.» (Şayet
mübalağa ediyorum sanıyorsanız aile doktorunuza sorun)
Hayatı sever misiniz? Uzun yaşamak, iyi sıhhatten faydalanmak ister
misiniz? Bunun çaresi şudur: Yine Dr. Alexis Carrel'den alıyorum: «Modern
bir şehrin kargaşalığı arasında içini ferah tutanlar sinir hastalığından
muaftırlar»
Modern bir şehir kargaşalığı arasında siz içinizi ferah tutabilir
misiniz? Eğer normal bir insansanız elbette tutabilirsiniz. Biz çoğumuz
umduğumuzdan daha kuvvetliyiz. Öyle iç kaynaklarımız, vasıtalarımız var
ki, belki hiç kullanmadık. Thoreau, Walden isimli ölmez kitabında
der ki: «Bence insana en ziyade gayret veren özellik şudur: İnsan,
şuurlu bir çalışma ile hayatını yükseltebilmek hususunda inkar edilmez
bir kabiliyete maliktir...»
İnsan hülyaları peşinden emniyetle yürür ve hayal ettiği hayatı yaşamaya
çalışırsa, alelade zamanlarda umulmayan bir başarıyla karşılaşır.»
Olga K. Jarvey'in malik olduğu irade kudreti' ile şahsi kabiliyetten
elbette bu kitabı okuyanlardan birçoğu mahrum değildir. (Adresi: Box
892, Coeur d'Alene. Idaho.) En feci ahvalde üzüntüyü giderebildiğini
tecrübe etmiştir. Ben kuvvetle inanırım ki, siz de ben de buna
muktediriz, eğer bu kitapta münakaşa edilen, pek eski hakikatleri tatbik
edersek. Olga K. Jarvey, hikayesini bana şu şekilde yazmıştır: «Sekiz
buçuk sene evvel ölüme mahkum oldum... Yavaş ve ıztıraplı bir ölüme...
Kanser. Memleketin en büyük tıp alimleri, Mayo Kardeşler, hükmü tasdik
ettiler. Çıkmaz bir sokak içindeydim. Ölüm beni bekliyordu! Genç idim.
ölmek istemiyordum, öyle üzüldüm ki, Kellogg'daki doktoruma telefon
ettim, kalbimdeki kederi döktüm. Biraz hırçınlıkla beni azarladı: «Ne
oluyorsun Olga? Sende dayanma gücü yok mu? Ağlayıp durursan elbette
ölürsün. Evet, en fenası başına geldi. Okey.. Karşı dur! Üzülmekten
vazgeç: Bir çaresine bak!» O anda yemin ettim; öyle büyük bir yemin, ki,
tırnaklarım etimin içine gömüldü, bütün vücudum ürperdi:
«Üzülmeyeceğim! Ağlamayacağım! Eğer maneviyatın maddeye üstünlüğü
gerçekse kazanacağım: YAŞAYACAĞIM!»
«Bu gibi ilerlemiş vakalarda radium kullanılmadığı zaman X şuaının
miktarı çok kere 30 gün müddetle günde 10 buçuk dakikadır. 49 gün
müddetle beni günde 14 buçuk dakika X şua'ına tuttular. Vücudum iskelete
dönmüş, kemiklerim çıplak bir yamaçtaki kayalar gibi ortaya çıkmış,
ayaklarım kurşun gibi olmuştu, yine üzülmedim! Bir defa ağlamadım:
Gülümsüyordum! Evet, kendimi zorladım, gülümsedim.
Gülümsemenin kanseri geçirmeye kafi olduğuna inanacak kadar deli
değilim. Fakat neşeli bir ruh haletinin vücudun hastalığa karşı
koyduğuna yardım ettiğine inanırım. Herhalde kanserin mucizeli
iyileşmelerinden birini tecrübe ettim. Son seneler, ömrümün en sıhhatli
seneleri olmuştur. Bu da Dr. McCaferry'nin şu meydan okuyucu, mücadeleci
sözleri sayesinde: «Karşı dur: Üzülmekten vazgeç; bir çaresine bak!»
Bu bölüme nihayet verirken başlığını tekrar edeceğim. Dr. Alexis
Carrel'in sözleri: «Üzüntü ile mücadele etmeği bilmeyen iş adamları genç
ölürler.»
Bazı mutaassıp Müslümanlar göğüslerine ayeti kerimeleri dövme ( )
yaptırırlarmış. Bu bölümün başlığını bu kitabın bütün okuyucularının
göğsüne dövme yapmak isterdim: «Üzüntü ile mücadele etmeyi bilmeyen iş
adamları genç ölürler.»
Acaba Dr. Carrel sizden mi bahsediyordu? Belki de.
BİRİNCİ KISMIN ÖZETİ: ÜZÜNTÜ HAKKINDA ÖĞRENİLMESİ İCAP EDEN ESASLI
BİLGİLER
KAİDE 1: Üzüntüden kurtulmak isterseniz Sir William Osler gibi yapın:
«Gün geçmez bölmelerde» yaşayın İstikbali merak etmeyin. Her günü sadece
yatma zamanına kadar yaşayın.
KAİDE 2: Sıkıntı bir daha size hücum eder de zor durumda bırakırsa
Willis H. Carrier'in şu tılsımlı formülünü tecrübe edin:
a. Kendinize sorun: «Şu meseleyi halledemezsem olabilecek en fena şey
nedir?
b. İcabederse en fenasını kabul etmeğe zihnen hazırlanın.
c. Sonra, kafanızda kabule karar verdiğiniz bu en kötü hali sükunetle
düzeltmeye çalışın
KAİDE 3: Üzüntü için sıhhatiniz bahasına nasıl yüksek bir fiyat
ödeyebileceğinizi hatırlayın «Üzüntü ile mücadele etmeyi bilmeyen iş
adamları genç ölürler...»
Gelecek Ders: Hazırlanmaktadır...
MESAJLARINIZI BEKLİYORUZ..
Üzülmeyin, endişelenmeyin.. Sorunlar çözülmek için vardır!..
Haftaya görüşmek üzere hoşçakalın, hep neşeli kalın..
14 Eylül 2010, İstanbul
01011
Yayına başlama tarihimiz, 16
Haziran 2010